RECEP AYI GELİYOR.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ashabıyla kabir önünden geçerlerken ağlamaya başlar. Ağlar, ağlar....
Gözyaşları sel olur akar.. Efendimiz biraz kendini toparlayınca ashabından sorarlar neden ağladığını... "Kabirde yatan ölmüşlerin azab çektiklerini gördüğünü feryadlarını duyduğunu, onun için ağladığını" söyler Alemlerin Efendisi. Ve ekler, der ki...
"Eğer bu kullar Receb ayının bir gününde bir oruç tutsalardı bu azabı çekmezlerdi...."
İşte böyle müjdelenen bir ay geliyor işte recep geliyor Allah(c.c.)'ın ayı geliyor çarşamba günü Allah izin eder ve kavuşur isek inşaallah recebi karşılamak için hep birlikte niyetlenelim ...
Aziz ve sıddık kardeşlerim ve fedakâr ve sadık arkadaşlarım!
Evvelâ: Sizin, bu mübarek şuhur-u selâse ve içindeki kıymetdar leyali-i mübarekeleri tebrik ediyoruz. Cenab-ı Hak, herbir geceyi sizin hakkınızda birer Leyle-i Regaib ve Leyle-i Kadir kıymetinde size sevab versin, âmîn. ( Kastamonu Lahikası, 84 )
Selam ve dua ile aşkım sen ol Allah'ım ......
24 haziran akşamı Regaip Kandili.
Kızılderili Reis

Yaşlı Kızılderili Reis kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki köpeği izliyorlardı.
Köpeklerden biri beyaz, biri siyahtı ve oniki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup duruyorlardı.
Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki iri köpekti bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için biri yeterli gözükürken niye ötekinin de olduğunu, hem niye renklerinin illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık. O merakla sordu dedesine.
Yaşlı reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı. “
Onlar” dedi, “
Benim için iki simgedir evlat.”
“
Neyin simgesi” diye sordu çocuk.
“
İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları.”
Çocuk, sözün burasında, mücadele varsa, kazananı da olmalı diye düşündü ve her çocuğa has bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi:
“
Peki, sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?”
Bilge reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa:
“
Hangisi mi evlat? Ben hangisini daha iyi beslersem"
KREDİ KARTI AİDATLARINA DUR DİYECEK YOK MU?

Büyük bir çoğunluğumuzun kullandığı ve yaşamımızın bir parçası olan kredi kartları, ilk çıktığı zamanlarda herkes kapış kapış almaya çalışıyordu. Çünkü bankalar ilk alımlarda ilk bir yada iki sene için aidatı almadıkları için kimseye bir zararı yoktu. Ama kredi kartının getirdiği büyük kolaylıklar ve sanki aldığımız şeylerin parası bizim cebimizden çıkmayacak gibi gelince kullandıkça kullandık. Sonuç olarak ilk yıl yada ikinci yıl sonunda bankalara borçlu kaldığımız için kredi kartını kapattıramayanlar, hatta borçlarını ödeyemeyip zor duruma düşenler oldu. Hal böyle olunca kredi kartı aidatları ile tanıştık.
Zaten durumun bu hale geleceğini bilen bankalar, halka bu tezgahı oynamaya başladılar. Yolda, sokakta, köşe başlarında işportacılar gibi herkese kredi kartı dağıtmaya başladılar. Aidatlar önceleri düşük rakamlardı. Sonraları ise yükseltilmeye başlandı. Bugün çoğu banka aidatı 35 TL olarak alıyor. Asgari ücrete oranlarsak yüzde 7 gibi bir rakama geliyor. Bir bankanın en azından 2 milyon kredi kartlı müşterisi olduğunu kabul edersek bir bankanın aidatlardan topladığı yıllık geliri 70 milyon TL. Bu da eski parayla 70 trilyon para eder. Bu tabi tahmini bir rakam. Üç aşağı beş yukarı farkedebilir. Bu rakama daha alışverişlerde aldığı komisyonlar ve vade farkları dahil değil. Düşünüldüğünde ciddi bir rakam.
Son olarak kredi kart aidatlarında bir düzenleme getirilecek denilmişti ama maalesef yine beklenen olmadı. Yine bankalar aidatları istedikleri gibi alabilecekler. Bu gidişe de bir dur diyen de yok. Vatandaş yine mağdur, vatandaş yine sırtına yükü almış durumda.
Tüketici haklarına başvurup, dava açanların bir kısmı ise aidatlarını ya geri alıyorlar, ya da bundan sonrası için aidat vermiyorlar. Yani anlamak mümkün değil. Madem dava açılıp pozitif bir sonuç alınıyorsa, bu yönde yapılan uygulama kanunsuz, yasal değilse neden iptal edilmiyor. Madem aidat almak yasalara aykırı bir uygulama o zaman herkesin mi dava açması gerekiyor. Mahkemelerdeki yığılmış davalar yüzünden adliyeler zaten kalabalıkken neden herkesi dava açtırmaya yönlendiriyorlar?
Vatandaşı ve adaleti neden oyalama taktikleri ile bezdirmeye çalışıyorlar anlamak mümkün değil. Madem bu konuda alınmış müspet kararlar varsa kanuni olarak aidat alamazlar diye devlet karar almalı diye düşünüyorum. Haksız mıyım?
BABAMIN MEZARINDA
İşte geldim yanına, Baba seni özledim. Ellerini ver bana, Baba seni özledim. Sevgi veren bağımdın, Yaslandığım dağımdın, Derdime ortağımdın, Baba seni özledim. Hem varda,hem yoktasın, Gidilen duraktasın, Bir nefes uzaktasın, Baba seni özledim. Efkar çöker akşama, Gece boyanır gama, Annem yanımda ama, Baba seni özledim. ''Bu dünya böyle'' deme, Sancı girer gövdeme, Bayram'sız bayram neme? Baba seni özledim. Tanrım! bana yardım et, Herşeyin rahmet rahmet, Babam Sana emanet, Ben Babamı özledim... Baba seni özledim... |
| |
mehmet ali kalkan |
İNSAN HAYATININ UCUZLUĞU
İnşaat konusu Türkiye'de çok hafife alınıyor. Sanki herkesin yapabileceği bir işmiş gibi görülüyor. Türkiye'de insan hayatından daha ucuz olan birşey yok. İnşaatın ehlinden başka herkes bu işi yapabiliyor. Peki neden bu işin bir mesleği var, neden bir mühendisliği var. Dünyada bu konuda artık ulaşabileceği en üst konuma gelen İnşaat Mühendisliği, ülkemizde en ucuz meslek haline geldi maalesef. 800'den başlayan maaşlarla çalışan İnşaat Mühendisleri var ülkemizde. Şantiye şefliği inşaatlarda zorunlu kılındı ama maalesef kağıt üzerinde göstermelik yapılıyor. İş bulamadıklarında inşaat mühendisleri de kendilerini ucuzlatılmasına izin vermek zorundalar.
Bu kadar basite indirgediklerinden de işte ülkemizde meydana gelen her deprem sonrası kafamızı ellerimiz arasına alıp kara kara düşünüyoruz. Yapı Denetim mevzuatının çıktığı nerdeyse 8-9 sene olmasına rağmen pilot il diye açıklanan 19 ilin dışına çıkılamadı. Herkes "Ülkemizin bir deprem ülkesi olduğu unutulmasın" deniyor ama iş bütün ülkede yapı denetim ağına sokulmasına geldiğinde herkes üç maymunu oynamaya devam ediyor. Bir sonraki büyük deprem sonrası kaç il daha yapı denetim sistemine girecek acaba. Bu 19 il dışındaki illerdeki insanlar ölümsüz mü acaba? Daha ne bekleniyor. Bir işin pilot olarak başlatılmasının üzerinden hadi beş sene geçsin ama maalesef neredeyse 10 sene olacak ama tık yok.
Bir İzmir'de var, bir Balıkesir'de var ama bir Manisa'da yapı denetim sistemi yok. Manisa ile İzmir arası çok değil 35 km. Ege bölgesi belkide deprem olma riski en fazla illerimizden birisi.
Biz hala uyuyoruz. Yaptırımlarımız olması için, akıllanmamız için birkaç felaket atlamamız mı gerekiyor. Gerçekleri görelim artık ne olur. Bir kez olsun "KEŞKE" demeden bir deprem atlatalım.