
Hırsıza rekor ceza: 21 yıl hapis konusu , İzmir Menderes Asliye Ceza Mahkemesi, hırsızlık suçuna verilen cezada emsal bir karara imza attı. İzmir, Aydın, Manisa ve Ankara'da ev ve işyerlerini soyan Ali P., 21 yıl hapse mahkum oldu. ...Kaynak:http://www.megatr.info/guncel/99615-hirsiza-rekor-ceza-21-yil-hapis.html
Adana'da çaldıkları etleri piyasaya yarı fiyatına satan iki et hırsızına 3 ayrı olaydan dolayı 15'er yıl hapis cezası verildi.
Kaynak:http://www.sevilenhaber.com/gundem/b12238/oku/et-calan-hirsizlara-15-er-yil-hapis-cezasi-cikti.html
Hırsızı alıkoymak suçundan her biri 4,5 yıl ceza alan mahkumlar...
Kaynak:http://www.gaziantepsabah.com/?id=12832&habertip=1
Bu haberleri neden yazıyorum meraklandıysanız açıklayayım. Bu haberlerdeki ortak konu hırsızlık günümüzde bu şekilde hapis cezası verebiliyorken, bugünlerde Türkiye'ye gelen PKK terör örgütü üyeleri, sözüm ona 4 savcı tarafından dinlendikten sonra salıverildiler. 30 binden fazla kişinin katilleri durumunda olan bu teröristlere bir gün dahi hapis cezası veremeyen bir hükümetin tutumunu anlamakta zorluk çekiyoruz.
DTP'liler yasak olmasına rağmen bölücü başından sözederken rahatlıkla "Sayın" kelimesiyle hitap edebiliyorsa, kahraman gibi karşılanan terör örgütü üyelerini miting havasında toplandıkları bölgede bir tane bile Türk bayrağı bulunmadan üstelik sarı, kırmızı ve yeşil renklerdeki bayrakları rahatlıkla sallayabiliyorlarsa, gezdikleri otobüslerin camlarında bölücü başının resimlerini rahatlıkla takabiliyorlarsa, maaşlarına zam isteyen memurlarımıza polislerimizin kadın demeden özürlü demeden copla vurup, sıra terör örgütünün mitingine gelince seyirci kalabiliyorlarsa kusura bakmayın ama ülkemizin sonunu hiç de iyi görmüyorum. Eğer adalet buysa ben adalete inanmıyorum. Eğer adalet hüküm veremiyorsa korkum o ki çok yakında bir iç savaşa doğru sürükleniriz.
Sonuçta Avrupa devletlerinin ve ülkemizi bölmeye çalışan dış güçlerin ve devletlerin oyununa geliyoruz gibi. Allah sonumuzu hayır etsin, ama pek de hayırlı gibi görünmüyor. Görünen o ki, hükümet Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgesini çoktan gözden çıkarmış durumdadır. Benim anlayamadığım konu ise hadi hükümetler yanlış kararlar verebilir ama durum bu safhalara gelinceye kadar ordu neden hala suskun kalır. Yoksa binlerce şehitlerimiz ve gazilerimiz vatan uğruna boşuna mı kan döktüler. Her ne olursa olsun, biz Türk milleti olarak toprağımızdan bir karış bile vermeye razı değiliz. Boşuna uğraşıyorlar.


Büyük bir çoğunluğumuzun kullandığı ve yaşamımızın bir parçası olan kredi kartları, ilk çıktığı zamanlarda herkes kapış kapış almaya çalışıyordu. Çünkü bankalar ilk alımlarda ilk bir yada iki sene için aidatı almadıkları için kimseye bir zararı yoktu. Ama kredi kartının getirdiği büyük kolaylıklar ve sanki aldığımız şeylerin parası bizim cebimizden çıkmayacak gibi gelince kullandıkça kullandık. Sonuç olarak ilk yıl yada ikinci yıl sonunda bankalara borçlu kaldığımız için kredi kartını kapattıramayanlar, hatta borçlarını ödeyemeyip zor duruma düşenler oldu. Hal böyle olunca kredi kartı aidatları ile tanıştık.
Zaten durumun bu hale geleceğini bilen bankalar, halka bu tezgahı oynamaya başladılar. Yolda, sokakta, köşe başlarında işportacılar gibi herkese kredi kartı dağıtmaya başladılar. Aidatlar önceleri düşük rakamlardı. Sonraları ise yükseltilmeye başlandı. Bugün çoğu banka aidatı 35 TL olarak alıyor. Asgari ücrete oranlarsak yüzde 7 gibi bir rakama geliyor. Bir bankanın en azından 2 milyon kredi kartlı müşterisi olduğunu kabul edersek bir bankanın aidatlardan topladığı yıllık geliri 70 milyon TL. Bu da eski parayla 70 trilyon para eder. Bu tabi tahmini bir rakam. Üç aşağı beş yukarı farkedebilir. Bu rakama daha alışverişlerde aldığı komisyonlar ve vade farkları dahil değil. Düşünüldüğünde ciddi bir rakam.
Son olarak kredi kart aidatlarında bir düzenleme getirilecek denilmişti ama maalesef yine beklenen olmadı. Yine bankalar aidatları istedikleri gibi alabilecekler. Bu gidişe de bir dur diyen de yok. Vatandaş yine mağdur, vatandaş yine sırtına yükü almış durumda.
Tüketici haklarına başvurup, dava açanların bir kısmı ise aidatlarını ya geri alıyorlar, ya da bundan sonrası için aidat vermiyorlar. Yani anlamak mümkün değil. Madem dava açılıp pozitif bir sonuç alınıyorsa, bu yönde yapılan uygulama kanunsuz, yasal değilse neden iptal edilmiyor. Madem aidat almak yasalara aykırı bir uygulama o zaman herkesin mi dava açması gerekiyor. Mahkemelerdeki yığılmış davalar yüzünden adliyeler zaten kalabalıkken neden herkesi dava açtırmaya yönlendiriyorlar?
Vatandaşı ve adaleti neden oyalama taktikleri ile bezdirmeye çalışıyorlar anlamak mümkün değil. Madem bu konuda alınmış müspet kararlar varsa kanuni olarak aidat alamazlar diye devlet karar almalı diye düşünüyorum. Haksız mıyım?