ESKİŞEHİR VE TOPLU KONUT

Eskişehir, İçanadolu bölgesinin kuzey batısında kurulmuş bir şehrimiz. 8-10 sene öncesine kadar kendi kaderine terkedilmiş durumdaydı. Cumhuriyet döneminden 1960'lı yıllara kadar müthiş bir atılım yaparak ülkenin en büyük 6 şehri içerisinde yer almıştı. Ne var ki bu dönemden sonra ise tamamen kendi kaderine terkedilmiş, gerek siyasi ve gerekse belediye yönetimlerinin tutarsız yönetilmesinden olacak ki tabiri caiz ise yerinde saymıştır.
Ama şu 8-10 senedir yeni bir yapılanma içerisine giren Eskişehir, bir avrupa şehri olma yönünde emin adımlarla yol almaktadır. Özellikle 2000-2006 yılları içerisinde inşaat olarak tam anlamıyla patlama olmuştur. Yıllar öncesinden kalan evler, bir üniversite şehri olmasının verdiği avantajla, yıkılıp yerlerine yenileri yapılmaya başlandı. Üniversite öğrencilerine kalacak apart daireler, ya da özel yurtlar başta olmak üzere , konut inşaatı tam gaz ilerlemeye ve bununla birlikte yenilenmeye başladı. Mahallelerin görünümü tam şantiye havasındaydı.
Ama 2006 yıllarında balatılan toplu konut inşaatlarının başlaması, yenilenmeye başlayan Eskişehir'e bir balyoz gibi indi. Ucuz konut edinme iddiasıyla başlayan toplu konut fırtınası şu güne gelindiğinde 10.000 konutu geçmiştir. Neden ucuz konu edinme iddiası dedim onu da açıklayayım; Toplu konut idaresinin gözetiminde başlayan inşaatların, özel teşebbüs ile yapılan inşaatlara göre bir çok hatırı sayılır avantajı var. Bunlar neler bir göz atalım:
-- Arsa payı: Toplu konut idaresinin yaptırdığı inşaat alanları hazine arazisi olduğundan, herhangi bir arsa ücreti ödenmemektedir. Bu yapılan yoplu konut inşaatlarının şehir dışında olmasını da gözönüne alırsak en az 25-30 milyarlık bir avantaj
-- Denetim ve proje bedeli: İnşaatlarını kendi imkanları ile yapan vatandaş, öncelikle yapı denetim bedeli ve ayrıca projelerini çizdireceği için bir proje bedeli vermektedir. Halbuki TOKİ'nin böyle bir harcaması da yok. Kontrol ve denetimini yapan bir müşavir firma da olsa diğerinin yerini tutmaz.
-- Başka şehirlerde de öyle mi bilemiyorum ama Eskişehir'de inşaatlarda kullanılan beton sınıfını alt belediyeler belirliyorlar ve bu sınıfı da C25 betonu olarak belirlenmiştir. Halbuki, TOKİ'de dökülen beton sınıfı ise C20'dir.Buradan da bir fark oluştu.
-- Düşük fiyatlar: İnşaat yapan özel müteahhitler en fazla yılda 25-30 hadi olsun 50 daire yapabilir. Ama TOKİ'de yapılan konut sayısı 1000-2000'dir. Şimdi sorarım size 50 konutta çalışacak ustanın vereceği fiyat ile 1000-2000 konut yapan ustanın vereceği fiyat aynı olmaz. Aynı bölgede, hep aynı işi yapacağından, zamandan, nakliyeden ve tabiki mali yönden avantajlı olacaktır.
İşte bu sebeplerden dolayı, neredeyse arada rahat bir45-50 milyar oynamaktadır. Ama bakıyorsunuz özel müteahhitin yaptığı ev de aynı fiyat, TOKİ'nin yaptığı evde aynı, kafa kafaya. Peki bunun avantajı nerde. Bir şu avantajı var taksitlendirerek ödeme kolaylığı sağlanması. Bunun dışında bence hiçbir avantajı yok. O bölgeden ev alacak birisinin mutlaka arabası olması lazım. Çünkü, TOKİ'nin yaptığı konutlar genellikle şehir dışında .
Eskişehir'de şehir içinde yanilenmesi gereken o kadar çok ev vardı ki, ama bu TOKİ sayesinde o eski evlerin de yanilenmesi uzun süre daha olmayacak gibi gözüküyor.
YILMAZ BÜYÜKERŞEN VE SİYASET OYUNLARI
Eskişehir-Ankara çevre yolunun Eskişehir merkezi içerisinde kalan kısmı iyi planlanmadığı için şimdilerdeki araç trafiğini taşıyamaz hale gelmişti. Eskişehir çevre yolunun bu durumu gerek şehir içi taşımacılığı, gerek OSB servisleri ve gerekse şehirlerarası araç trafiği ile özellikle sabah ve akşam saatlerinde dayanılmaz bir hal alıyor. Yol iki şeritli olunca, ağır vasıta araçlarının doğal olarak yavaş gitmesi ile araç trafiğine tek şerit kalıyor ki, bu da trafiğin belli noktalarda tıkanmasına yol açıyordu.

Bu sorunu çözmek amacıyla, AKP Milletvekili Sayın Kemal Unakıtan'ın da vermiş olduğu sözü yerine getirerek çevre yolunun yaklaşık 40 km'lik kısımın üç şerite çıkarılması işi için ihale yapıldı.İhalenin tamamlanması ile birlikte işi üstlene firma hızla işe koyuldu ve bu 40 km'lik kısmın kazısına başladı. Başladı başlamasına ama ne varki proje kapsamındaki OSB köprülü kavşağın bağlantısı sırasında bir aksilik yaşandı. Şöyleki; yol genişletmesini üstlenen firma köprüyü tamamladı, OSB'de kendi yolunu bağlanması gereken yere kadar getirdi. Getirdi derken bu iki yolun birbirine bağlanacağı bölgede bir tarla var. O tarlanın istimlakı yapılması lazım ki, bu iki yol birbirine bağlansın. Bu bağlamda konunun çözüm noktası Eskişehir Büyükşehir Belediyesi. Belediye sınırları içinde olduğundan çözümü Büyükşehir Belediyesine kalıyor. Ne yazık ki, Türkiye'de herzaman olduğu gibi burada da siyaset öne çıkıyor. Nasıl mı? Projeyi sunan ve icraatına başlayan, AKP milletvekili Kemal Unakıtan. İşin tıkanmasına yolaçan merci ise Büyükşehir Belediyesi. Yani DSP'li olan Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen.

Yol genişletme işini bir sorun haline getiren, Sayın Yılmaz Büyükerşen bilmiyor ki, çevreyolunu genişletmesini engelleyerek hem Eskişehir'in gelişmesini engellemiş oluyor, hem de bulunduğu makama ve partisine zarar veriyor. Eskişehir'e ne yapıp yapmadığını Eskişehir'liler biliyor da, yalnız Eskişehir'de yaşamayanlar konunun özünü bilmiyor. Sayın Büyükerşen, Eskişehir'in sadece görünebilecek, reklam ve getirisi olabilecek konularda icraatlarını yapıyor. Tramvay, porsuk nehrinin ıslahı, heykeller, konser salonları vs. Bu saydıklarımın hepsi de gerekli ve yapılması gereken icraatlar, ama yapılan icraatlar beraberinde sorunları getirecek şekilde yapılmışsa o icraat, icraat değil sadece günü kurtarmaktır.
YAPI DENETİMLERİNİN SORUNLARI- (1-Yapı Denetim Komisyonu)

Türkiye'nin bir deprem kuşağı ülkesi olduğunu bilmeyen yoktur sanırım.
Bu durumda yapılacak önlemler, 1999 Marmara depremi sonrasında yetkililer kafa kafaya verdiler ve bu durumun böyle gitmeyeceğini anlayarak çözüm üretmeye başladılar. İlk olarak geçici bir süre için her şehirdeki İnşaat Mühendisleri odasına bıraktılar denetleme işlerini. Bu zaman zarfında pilot bölge olarak seçtkleri şehirlerde yapı denetim şirketlerini kurmaya karar verdiler. İlgili belediyelerin ve Bayındırlık Bakanlığının sorumluluğu altında çalışacak olan yapı denetim şirketlerine 720.000 m2 denetleme sınırları içerisinde olmak üzere, bünyesinde barındıracakları uzman mühendisler, yardımcı kontrol elemanları (Mühendisler) ile bu işi yürütmelerini istediler. 2000 yılında başlayan bu çalışmalar ile 2008 yılına gelindi. Arada çıkmaza giren konularda kanun değişikleri ile çözüm oluşturulmaya çalışıldı.
Peki bu yapı denetimi aslında nedir, ve nasıl işler, ne gibi sorunlarla karşılaşırlar? Bunları bir bir gözden geçirmeye çalışalım.
- Pilot bölge diye belirlenen 19 ilin dışına hala çıkılamadı. Bunun sebebini kimse anlayamadı. Türkiye'nin deprem kuşağında olduğunu söyleyipte, 19 il olarak belirtilen bu bölgenin dışındaki iller risk altında değil mi? Deprem haritasına bakarsak sadece

Konya, Karaman ve Mersin dolaylarının tehlikesiz olduğunu görebiliriz.Diğer yerler 1., 2., ve 3. deprem bölgesi olduğu aşikar. Ama hala yapı denetim kanunun bölgesine sokulamadı.
- Herhengi bir Yapı denetimin bünyesindeki mühendislerinden biri vefat ettiğinde bunu ilgili idareye ve Bayındırlığa 3 gün içerisinde bildirmek zorunda. Bir kişinin öldüğünü düşünün, onun ölüm haberini alana kadar en az 1 gün geçer, bundan sonra ölüm kağıdını almak için, zaten zor durumda olan ailesine "Ölüm kağıdını bize iletin" demenin ne kadar zor olduğunu tahmin etmemek mümkün değil. Bunların halledebilmenin süresi de en az 1-2 gün. Hadi diyelim, 2 günde bunlar halloldu, sonrasında bunları Ankara'ya iletmek çok zor. Bu işlemleri zoru zoruna yapanlar büyük bir ooh çekiyorlar. Yapamayanlar ise kapatılma tehlikesi ile başbaşa kalıyorlar. Bu sürenin uzatılması ya gündeme gelmiyor, ya da gündeme getirmek çok zor. Bu sebeplerden kapatılan şirketlerin sayısı oldukça fazla.
- İnternet sitesindeki yeni yapılanma bu senenin Şubat ayında başladı. Ama ne yapılanma. Yapı denetim elemanları bilgisayar başında kanser oldular. Ne site açılır, ne işlem yapabilirsin. Bu değişimin inşaat sezonunun kapanması ile birlikte yani Kasım ayında yapılması ve ayrıca işlenebilmesi daha kolay bir program seçilmesi daha hoş olurdu. Sistemin oturması için geçen süre 5-6 ay. Bu süre içerisinde ne bir ruhsat doğru dürüst çıktı, ne de hakedişler
DÜNYANIN EN YÜKSEK KÖPRÜSÜ

İngiliz mimar Norman Foster tarafından dizayn edilen 2400 metre uzunluğundaki Millau Köprüsü, en yüksek noktasında 343 metreye ulaşıyor ve Eyfel Kulesi'ni 23 metre geçiyor. Yapımında on binlerce ton çimento ve çeliğin kullanıldığı köprü, sadece taşıt trafiğine açık olacak, yayalar kullanamayacak.
Fransa'nın Milla şehri yakınlarında yapılan dünyanın en yüksek köprüsü tam 3 yıllık çalışmanın ürünü. Yapıdaki kolonların uzunluğu 270 metreyi buluyor.

İki buçuk kilometrelik viyadük şeklinde yapılan köprünün amacı tatil sezonu bölgede yoğunlaşan trafiğin yükünü azaltmak. En son yapı teknolojilerinin kullanıldığı köprünün yapımında yüzlerce kişi görev aldı. Tarn vadisi üzerinde inşa edilen köprünün yapımında on binlerce ton çimento ve çelik kullanıldı.
Köprü en yüksek noktasında 343 metreye ulaşıyor ve Eyfel Kulesi'ni 23 metre geçiyor. Metal yapının toplam ağırlığı yaklaşık 36 bin ton. Çelik köprünün inşaatını 394 milyon Euro'ya finanse eden Eiffage firması 75 yıl boyunca da işletme hakkına sahip oldu.

İngiliz mimar Sir Norman Foster'ın imzasını taşıyan Millau Köprüsü, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac tarafından trafiğe açıldı. Köprü sadece taşıt trafiğine açık olacak. Yayalar kullanamayacak.
İNŞAATLARDA ŞANTİYE ŞEFLİĞİ

Ülkemizde inşaat sektörü 2000'li yıllardan sonra başlatılan yapı denetimleri sayesinde başka bir boyut kazandı. Yapı denetim uygulamasından sonra inşaatın her safhasında fenni yönden daha sağlıklı olmaya başlandı. Tabi ki bu sistemde de zaman zaman aksaklıklar olsa da 2000'li yıllardan önceki zamanlara göre çok daha sağlıklı olduğu inkar edilemez.
Yapı denetim yönetmeliğindeki sistemdeki aksaklıklar zaman geçtikçe eksiklikler giderilmeye çalışılıyor. Bunun en bariz olanı ise inşaa edilen şantiyeye şantiye şefinin zorunlu hale getirilmesidir. zorunlu diyoruz çünkü millet olarak bu tür zorlamalarla işin doğrusunu yapabiliyoruz.
Bir inşaat için şantiye şefi bir fabrikanın müdürü konumundadır. Nasıl bir fabrika için müdür ne kadar gerekli ise, bir şantiye için de şantiye şefi de o denli gereklidir. Eskiden beri süregelen inşaat konusundaki vurdumduymazlık bu sayede gerçek konumuna doğru yaklaşmaktadır.
Zaten işin özüne bakıldığında, işsizlik ülkemizde hat safhalardadır. Bir çok meslek dalında olduğu gibi inşaat mühendisliği de bu sıkıntıdan nasibini almıştır. Bir üniversiteye her sene yaklaşık 60 öğrenci alınıyor. Yaklaşık 40 üniversite olsa bu 2500'lere varan bir rakama tekabül eder. Bu kadar da mezun olduğunu düşünürsek, işin boyutu çok ciddidir. Mezun olan yeni bir mühendisin belli bir kariyer sahibi olana kadar en az beş yıl geçmesi gerekir. Tabi işyerlerinin mühendis alımlarında şart koştukları en az beş yıl tecrübe sahibi olması bu durumda mümkün gözükmüyor. Bu halde yapı denetim komisyonunun konut inşaatları için şart koştukları şantiye şefliği bu anlamda çok önemlidir.

Başka bir açıdan inşaat konusu hafife alınmayacak kadar insan hayatını etkileyen bir meslektir. Günümüzde inşaat mühendisliğinin değeri daha yeni yeni anlaşılmaktadır. Halkın çoğu bu konuda inşaat mühendisinin inşaat yapılırken gereksiz görür. Neden? Bunun sebebi müteahhitlik kavramının dejenere yani bozulmuş olduğundandır. Müteahhitlik karnesi denilen belge, teknik ve yetkili kimselerde olması gerekirken, daha çok, parası olan mesleği inşaatla ilgisi olmayan, yada inşaatla ilgili ama okuma yazması olmayan kişilerce yapılmıştır. Yani burda amaç sadece para kazanmaktır. İşin tekniğine uygun olması, sağlam olması ikinci planda kalır. Hal böyle olunca bu gibi insanların, bir mühendise bakış açısı ne olabilir: "bu işin mühendislikle alakası yok, mühendis boşuna maaş alan gereksiz bir eleman." Ama inşaatta herhangi bir aksama, Allah korusun yıkılma olduğunda sorumlu müteahhit değil mühendis oluyor. Herkes mühendisi suçluyor.
Bu konuda yaptırımı uygulayacak en doğru merci devlet olacaktır. Başlarda zorlamalarla da olsa bu konunun halka doğrusunu empoze etmektir. Bu açıdan yapı denetim komisyonunun uygulaması çok önemlidir. Aslında yapı denetim konusunun tüm Türkiye'de uygulanması gereklidir. İnşallah bu da zamanla uygulanmaya başlanacaktır.