KÜRT MESELESİ


Şu anda gündemde Kürt meselesi var. Kürt meselesi ülkemizin sorunu mudur önce bunu irdelemek gerekir. Ülkemizde Kürtlere yapılan bir ayrımcılık gerçekten var mı? Kürtler devletin her tabakasında yer alamıyorlar mı? Ya da Kürtler Türkiye'nin refah seviyesi dediğimiz seviye tabakasında yer alamıyorlar mı da bir Kürt meselesi açılmıştır gündeme?
     Ülkemizin siyaset olsun, bürokrasi olsun hemen her tabakasında Kürt vatandaşlardan biri yok mu? Var. Peki, bu mevkideki insanlar, kendi gruplarını temsil etmiyorlar mı? Kendi insanların sorunlarını dile getirip, bir şekilde sorunlarını çözemiyorlar mı? Çözüyorlar. O zaman sorun nerde? Yani işin aslına baktığımızda sonuç olarak Kürtlere seçme seçilme gibi haklar tanınıyor. Kendilerini temsilen birilerini siyasete ve devlet makamlarına yerleştirilebiliyorlar. Bu bağlamda Kürlere imtiyazlar sağlanmıyor diyemeyiz.
    Eğitim durumuna bakalım. Ülke genelinde eğitim seviyesi en düşük iller hep doğu ve güney Anadolu illerinde. Yani Kürt vatandaşların yaşadığı iller. Peki bu neyi gösteriri? Kürt vatandaşların zeka seviyelerinin düşük olduğunu mu? Kesinlikle hayır. Bu tamamen etnik kültürün getirdiği cehaletlik. Neden? Çünkü doğu ve güneydoğu bölgelerimizde yaşayan vatandaşlarımız, önceden beri gelen kültürle çok sayıda çocuk yapmaları, kız çocuklarına eğitim hakkının verilmemesinden ve yaşadıkları yerleşkelerin mecraa usulü olmasından kaynaklanıyor. Bir başka etken de okul sayılarının ve öğretmen sayılarının az olması ki, bu tamamen PKK terör örgütününe bağlı bir etken.Çünkü PKK terör örgütü bölge halkının eğitimli olmasını engellemek amacıyla zamanında okul yapılmasını engelleyip, mevcut okullardaki öğretmenleri de öldürerek buralara gelecek öğretmenlerin gelmemesini sağladılar. Kürtlerin çok sayıda çocuk yapmaları, çocukların herbirine aynı eğitim imkanını  veremez duruma getiriyor. Mesela 8 çocuklu aileden, eğitim görenleri sadece erkek çocuklar,onlarında belli bir bölümü okuyabiliyor. Diğerleri tarım ve hayvancılıkla geçinen ailesine bedenen yardım için okula gönderilmiyorlar. Mecra şeklinde yerleştikleri için de çocukların okullarına gidip gelmeleri zorlaşıyor. Bu da çocukların derslerine çalışma zamanlarını kısıtlıyor hatta yok ediyor. Sonuç olarak eğitim seviyelerinin düşük olması da devletin değil tamamen kendi etnik kültürleri ve terör örgüründen kaynaklanan sorunlar.
   Peki hala devlet tarafında Kürtlere verilmeyen haklar neler onu bulamadık.  Sorun olabilecek daha neler var, onları da sonraki yazılarımda yazacağım.

KIBRIS'TA İŞLENEN SOYKIRIM CİNAYETLERİ


Son günlerde gündeme sık sık gelen Kıbrıs'ta 1970'li yıllarda Türk askerleri tarafından işlenen sözüm ona soykırım cinayetlerinden bahsediyorlar. Nasıl oldu da bunlar şimdi gündeme geliyor. İki rum askeri şurda öldürülmüş, 4 rum askeri burda öldürülmüş. Ve bunlar yüzünden Türk hükümeti büyük darbe yiyecekmiş. Ne güzel bunlar gündeme getiriliyor. Oysaki Kıbrıs'ta barış harekatından önce rum askerlerinin yaptıklarından kimsenin haberi yok herhalde. Bizim yaptıklarımız anca bir rum askerine karşı olur ve sayısal olarak bakıldığında, onlarınkinin yanında devede kulak kalır.
   Şimdi şöyle bir hatırlayalım, neler olmuş o yıllarda.

 
 Aşağıdaki yazı ve resimler " Bilim Araştırma Vakfı"ndan alıntıdır

"Kıbrıs'taki sorunun boyutunu anlamak, Türk tarafının haklılığını görmek ve neden bu meselede tüm Türk Milleti'nin bu denli hassas olduğunu kavramak için, 1974 öncesi dönemde Kıbrıslı Türklere karşı uygulamaya konan soykırım girişimini incelemek gerekir. Bu dönemde adadaki savunmasız Türk halkına karşı gerçekleştirilen insanlık dışı katliam ve işkenceleri vicdanla değerlendiren her insan, bunların "bir daha asla" yaşanmaması için gerekli önlemlerin alınmasına anlayışla bakacaktır.

Bu bölümde, konu hakkındaki yabancı kaynaklara dayanarak, Rum vahşetinin sayısız örneğinden sadece bir kısmını aktarıyoruz. Bu dahi, Kıbrıs Türkü'nün ne kadar büyük bir zulme maruz kaldığını hatırlatmak için yeterli olacaktır.

Mathiati Katliamı

208 Türk'ün yaşadığı Lefkoşe'nin Mathiati köyündeki vahşet Gibbons tarafından şöyle anlatılmaktadır:

"(...) İlk dakikalarda üç Türk ciddi olarak yaralandı. Türkler beyaz, küçük evlerinden sokağa fırladıklarında, küfreden ve çığlıklarla gülen kalabalık, bunları yol boyunca iteklemeye ve tekmelemeye başladı. Dipçik darbeleriyle yerlere yıkılan dehşete kapılmış Türkler, sokaklarda sürüklenirken; kalabalık evlere doluşup, ocaklardan yanan kütükleri çekip perde ve yatakları yakmaya başladı. Yıllar boyunca güneşte kurumuş ahşap çatı kirişlerini önce dumanlar, sonra da ateş sardı. Gürültüyle uyanıp ağlamaya başlayan emzikli bebeleri sıkıca tutmuş, çoğu gecelikli ve ayakları çıplak olan kadınlar, yürüyebilen ve pantolon veya mavi çizgili pijamalarının paçalarını tutmuş çocuklarıyla birlikte, yaralılarını sürükleyen Türkler alevler içindeki sokaklarda itilip kakılıyorlardı.

Rum gençler histerik bir biçimde evlere ateş ediyor, kısılmış sesleriyle çılgıncasına bağırıyorlardı. Ateşler evlerin bir kısmını bütünüyle kaplamadan gruplar halinde içlerine doluşup eşya ve tabak-çanağı kırmağa değerli eşyaları kapıp ceplerine doldurmaya başladılar. Evlerin gerisinden gelen çılgınca sesler saldırganların dikkatini Türklerin hayvanlarına çekti. Ahırlara doluşup sağlam inekleri, keçi ve koyunları makineli tüfekle taradılar. Tavukları havaya atıp, gıdaklar ve çırpınırlarken ateş ediyorlardı; gövdeleri bir tüy bulutu halinde parçalanıyordu.

Kalabalık kana susamış bir çılgınlık içinde bağrışıyordu. Türkler, donmuş, açık yol boyunca sürüklenip köyden çıkarıldılar. Azap içinde, tamamıyla Türklerin oturduğu bir sonraki köyün, Kochatis'in yakınlarında bırakıldılar. Kochatis köyünün Türkleri komşularına yardım etmek için evlerinden fırlarken kalabalık ateş etme, yakma ve yağmalama çılgınlığına devam etmek üzere Mathiati'ye geri döndü." (H. Scott Gibbons, Peace Without Honour, Ankara, 1969, s. 31)

Türk halkına karşı gerçekleştirilen insanlık dışı katliam ve işkenceleri vicdanla değerlendiren her insan, bunların "bir daha asla" yaşanmaması için gerekli önlemlerin alınmasına anlayışla bakacaktır.


 

Ayvasıl Katliamı

Gibbons'un Ayvasıl (Ayios Vasilios) köyü katliamı hakkındaki gözlemleri şöyledir:

"Silah sesleri duyuldu; tüfek dipçikleri ile kilitli kapıları kırdılar; insanlar sokaklara sürüklendi. 70 yaşında bir Türk, kırılan ön kapısının sesiyle uyandı. Sendeleyerek yatak odasından çıktığında, bir sürü silahlı gençle karşılaştı. "Çocuğun var mı?" diye sordular. Şaşkın bir biçimde "Evet" dedi. "Dışarı gönder" diye emrettiler. 19 ve 17 yaşlarındaki iki oğlu ve 10 yaşındaki kız torunu aceleyle giyinip, silahlı adamların peşinden dışarı çıktılar.

Çiftlik duvarının dibine dizildikten sonra, silahlı adamlar tarafından makineli tüfek ateşiyle öldürüldüler. Başka bir evde, 13 yaşında bir erkek çocuk elleri dizlerinin arkasına bağlanıp yere yıkıldı. Ev talan edildi ve talancılar çocuğu tekmeleyip ırzına geçip, sonra da bir tabancayla başının arkasından vurdular.

O gece Ayios Vasilios'ta toplam olarak 12 Türk katledildi. Diğerleri toplandı, itilip kakılarak oradaki Türklerin yanına sığınmak üzere Skylloura yoluna çıkarıldı. Gecelikleri, pijamaları ve çıplak ayaklarıyla soğukta sendeleyerek ilerlemeye başladılar. Rumlar karanlıkta arkalarından ateş ediyorlardı.

Silahlı adamların dikkati Türk evlerine çevrildi. Evleri yağmalayıp tahrip ettiler, yorulduklarında da ateşe verdiler. Aynı yörede, tek kalmış çiftlik evlerinde dokuz Türk daha öldürüldü." (H. Scott Gibbons, Peace Without Honour, s. 73)

Kumsal Katliamı

Gibbons'un Kumsal katliamı konusundaki gözlemleri şöyledir:

"Silahlı adamlar kapıları kırdılar; dipçikleyerek, döverek, yumruklayarak ve küfrederek Türk evlerine doluştular. Kumsal'dan geri çekiliş başladı. Bir kere daha, Nazilerin saldırısı altında bozguna uğrayan Avrupa'da olduğu gibi aileler, şaşırmış, dehşete düşmüş bir halde kulaklarında tüfeklerin gürültüsü ve makinelilerin takırtısının yankısıyla evlerinden soğuk sokaklara döküldüler.

Bir İngiliz askeri, Kıbrıs'ta Yunanlılar tarafından
öldürülmüş Türklere bakarken görülüyor. (Solda)
Öldürülen Türklerin gömüldüğü toplu mezardan
bir görüntü. (Altta)

Kayıp düşerek, birbirlerine tutunarak koşmaya başladılar. Sokakta bir kadının "Allah rızası için birisi yardım etmeyecek mi?" diyen çığlığı yankılandı.

Kumsal'ın Türk sakinlerinin 159'u o gece kaçamadı. Banyodaki dört kişi ve ev sahibesinden başka dört kişi daha o gece öldürüldü. 150'si rehin alındı. Rehinelerden bir kısmını bir daha gören olmadı." (H. Scott Gibbons, Peace Without Honour, s. 76)

Soldaki resimde Rum vahşetinin sayısız örneklerinden biri görülüyor. Masum bir çocuk, küvette hunharca öldürülmüş. Altta ise katliamın korkunç yüzünü gösteren resimlerden biri daha yer almaktadır.






İtalyan Gazetecinin Gözlemleri

Ocak 1964'de Kıbrıs'ta bir İtalyan gazetecinin gözlemleri ise şu şekilde idi:

"Şu anda Türklerin köylerinden göçlerine şahit oluyoruz. Rum terörü acımasız; binlerce kişi evlerini, topraklarını, sürülerini terk ediyor. Bu sefer Helenlik laflarının ve Plato'nun bütününün bu barbarca ve kudurmuş davranışları gizlemesi imkansız. Türk köylerinde akşam üstü saat dörtte sokağa çıkma yasağı yürürlüğe giriyor. Tehditler, silah sesleri ve kundakçılık girişimleri karanlık basar basmaz başlıyor. Ne kadın, ne de çocuğun gözetilmediği Noel katliamından sonra, herhangi bir mukavemet imkansız gözüküyor." (Giorgio Bocca, Il Giorno, 14 Ocak 1964)

Amerikalı Gazetecinin Gözlemleri

Lefkoşe'nin Ayios Sozomenos köyündeki olaylar hakkında, Time muhabiri Robert Ball'ın gözlemleri şöyledir:

"En şiddetli çarpışma, Rumların yumru yumru zeytin ağaçlarının örtüsünden yararlanarak taarruz ettikleri köyün batı kıyısında olmaktaydı. Dokuz Türk'ün sığındığı kerpiç evin bir penceresi bir roketatar mermisiyle uçurulmuş, ikinci katı da kurşun delikleriyle tam anlamıyla kevgire dönmüştü. Umutsuzluk içinde dere yatağına doğru, kaçmaya çalışan bir Türk çoban, kapıdan birkaç adım ötede vuruldu. Bir diğeri ise eline geçirdiği bir yabayla Yunan mevzilerine tek başına, nafile bir taarruza kalktı, hemen öldürüldü." (Robert Ball, Time, 14 Şubat 1964)

İngiliz Gazetecinin Gözlemleri

"Kıbrıs'ın istilasından sonra yüzlerce Kıbrıslı Türk, Milli Muhafızlarca rehine alınmış, Türk kadınlarının ırzına geçilmiş, çocuklar cadde ortasında öldürülmüş ve Limasol'daki Türk mahalleleri tamamen yakılmıştı." (David Leigh, The Times, Londra, 23 Temmuz 1974)

Bir Alman Turistin Gözlemleri

"Yunanlıların kasaplığını insan zekası kavrayamaz... Magosa etrafındaki köylerde Rum Milli Muhafızları, vahşetin eşsiz örneklerini gösterdiler. Türk evlerine girdiler; acımasızca kadın ve çocuklara mermi sıktılar; birçok Türk'ün gırtlağını kestiler; Türk kadınlarını toplayarak ırzlarına geçtiler..." (Almanya'nın Sesi, 30 Temmuz 1974)

Gözlemci James Rayner'in Tespitleri

"Kıbrıs Rumları, XX. yüzyılda, çağdışı davranışlar sergileyerek giriştikleri katliamlarda masum Kıbrıs Türklerini hunharca öldürmekle kalmayıp kazdıkları çukurlara yarı canlı insanları da doldurmuşlardır. İşte gün ışığında mezardaki pek çok insan cesedi Yunan vahşetini dünya kamuoyuna tanıtıyor. Toplu mezarlardan çıkarılan Kıbrıslı masum Türklerin cesetleri, yıllardan beri adada derebeylik yasalarını uygulayan Rumların, ne derece vahşi olduklarını kanıtlıyordu..." (James Rayner, Ezilmiş Çiçekler, Lefkoşe, 1982, s. 25)

BİR PARÇA SEVGİ






Komik bir cümle beklemeyin, çünkü yok. Yine de okuyun. Sorum şu: Aynı kararı siz verir miydiniz? Okuma ve öğrenme zorluğu çeken çocuklara özel eğitim veren bir okul icin bağıs toplama yemeğinde, çocuklardan birisinin babası katılımcılar tarafından asla unutulmayacak bir konuşma yaptı. Okula kendini adamış öğretmenleri kutladıktan sonra şöyle bir soru sordu:  
     - "Dışardaki etkenler tarafından etkilenmedikçe doğa herşeyi mükemmel bir şekil ve sırada yapıyor. Ama yine de oğlum Shay, diğer çocukların öğrendikleri gibi öğrenemiyor. Diğer çocukların anlayabildikleri gibi anlayamıyor. Oğlumda doğal olması gereken şeyler nerede?" Bu soru karşısında dinleyiciler sessiz kaldılar... Baba devam etti.
     - "Ben inanıyorum ki, dünyaya fiziksel ve zeka engelli Shay gibi bir çocuk geldiğinde, gerçek insan doğası kendini gösterme fırsatını buluyor ve bu da insanların o çocuğa davranış şekillerinde kendini gösteriyor." Ve sonra aşağıdaki hikayeyi anlatmaya başladı:
     Shay ve babası bir gün parkta Shayin tanıdığı birkaç çocuğun baseball oynadıklarını gördüler. Shay sordu,
      -"Acaba oynamama izin verirler mi?"
    Shay'in babası çoğu çocuğun Shay gibi bir çocuğun takımlarında oynamasını istmeyeceklerini ama aynı zamanda eğer oğluna izin verirlerse oğlunun o çok ihtiyacını duyduğu, engellerine rağmen başkaları tarafından kabul edilmenin özgüveni ve sahiplenme duygusunu vereceğini de biliyordu. Shay'in babası çocuklardan birinin yanına yaklaştı ve (fazla birşey beklemeyerek) Shay in oynayıp oynayamayacağını sordu. Çocuk şöyle danışabileceği birilerine baktı ve sonra
     - "Şu anda 6 sayı gerideyiz ve oyun sekizinci turunda. Herhalde takıma girebilir ben de onu dokuzuncu turda vurucu olarak sokmaya çalışırım" dedi.
      Shay büyük bir gayretle takımın yanına gitti ve yüzünde kocaman bir gülümseme ile takım t-shirtini giydi. Babası gözünde yaş, kalbi sıcak duygularla dolu onu izledi. Çocuklar oğlunun kabul edilmesinden dolayı babanın mutluluğunu gördüler. Sekizinci turun sonunda Shay'in takımı birkaç puan kazandı ama hala 3 sayı gerideydi. Dokuzuncu turun başında Shay eldiveni eline geçirdi ve sağ açık sahaya çıktı. Ona doğru hiç top isabet etmemesine rağmen oyunda olmaktan son derece mutluydu ve babasının ona tribünlerden el salladığını gördüğünde yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Dokuzuncu turun sonunda Shay'in takımı yine puan kazandı. Şimdi bütün kaleler doluydu, oyunu kazanma şansı ortaya çıkmıştı ve topa vurma sırası Shay'e gelmişti.
       Bu noktada Shay'in vurucu olmasına izin vererek oyunu kaybetme riskini mi almalıydılar? Şaşırtıcı bir hamleyle Shay'e sopayı verdiler. Herkes topa isabet ettirme şansının sıfır olduğunu biliyorlardı çünkü bırakın topa vurmayı Shay sopayı bile elinde tutmasını bilmiyordu.
       Ama Shay sahaya çıktığında top atıcı, diğer takımın kazanmaşanslarını bir kenara bırakarak Shay'e bu fırsatı tanıdıklarını görünce birkaç adım öne giderek yumuşak bir şekilde topu Shay'e doğru fırlattı. İlk topa Shay zorlukla sopayı savurdu ama ıskaladı. Atıcı tekrar birkaç adım öne doğru geldi ve topu yine yumuşak birşekilde Shay'e doğru attı. Shay sopayı savurdu ve hafifçe topa dokunarak yere atıcıya doğru vurdu.
       Oyun şimdi bitecekti. Atıcı topu yerden aldı ve ilk kaledeki adamına kolaylıkla atabilecek ve Shay'i sobeleyerek oyunu bitirebilecekti. Ama atıcı topu aldı ve ilk kaledeki adamının başının üzerinden diğer takım arkadaşlarının erişemeyeceği yere fırlattı.
       Tribünlerdeki herkes ve iki takımda bağırmaya başladılar..
      - "Shay, ilk kaleye koş, ilk kaleye koş!"  Shay hayatında hiç bu kadar uzağa koşmamıştı ama ilk kaleye gidebildi. Şaskınlıktan büyümüş gözleriyle yere çöktü. Herkes bağırmaya devam etti,
      - "İkinci kaleye koş, ikinci kaleye koş" Nefes nefese Shay zorlukla ikinci kaleye koşabildi. Shay ikinci kaleye geldiği sırada açık sahada diğer takımdan biri topu almıştı ... Takımın en küçüğü olan bu çocuk kahraman olma şansını elinde tutuyordu. Topu ikinci kaledeki adamına atabilirdi ama top atıcısının niyetini anladığından o da kasıtlı olarak topu üçüncü kaledeki arkadaşının başının üzerinden attı. Herkes bağırıyordu,
       -"Shay, Shay, Shay, bütün yolu koş Shay". Karşı takımdan birinin yardım ederek onu üçüncü kaleye doğru döndürmesiyle Shay üçüncü kaleye koşabildi,
       -"Üçüncüye koş! Shay, üçüncüye koş!" Shay üçüncüye gelirken diğer takımdakı çocuklar ve seyirciler ayağa kalkmışlardı ve bağırıyorlardı,
       - "Shay, hepsini koş! Hepsini koş!" Shay hepsini koştu ve oyunu takımı için kazanan bir kahraman olarak herkes tarafından alkışlandı..
       - "O gün", dedi babası, gözlerinden yaşlar aşağıya doğru süzülerek,
       - "iki takımdaki çocuklar da dünyaya bir parça sevgi ve insanlık getirmeyi başardılar".
       Shay bir sonraki yaza yetişemedi. O kış öldü. Bir kahraman olduğunu ve babasını mutlu ettiğini ve eve geldiğinde annesinin de gözyaşları içinde onu kucakladığını asla unutmadı.

TÜRKLERLE ÇİNLİLER ARASINDAKİ SAVAŞLAR


GÖKTÜRK PRENSİ KÜRŞAD


<<Önceki Sayfa |1/ 51|Sonraki Sayfa>>






Image Hosted by ImageShack.us

SON DAKİKA SPOR


Sitene EkLE
Duyuru Panosu
ERMENİLERDEN ÖZÜR DİLEYENLERİ KINIYORUM
--------------
VATAN BÖLÜNMEZ
ŞEHİTLER ÖLMEZ
--------------
PEYGAMBERİMİZİN KUTLU DOĞUM HAFTASI TÜM İSLAM ALEMİNE MÜBAREK OLSUN
Adınızı Didikleyelim:


TÜRK MİLLETİ SİZİNLE/GSEYHUN/
outils webmaster
counter
Google

This Traveler IQ has been calculated by the Web's Original Travel Blog, TravelPod.com from comparing this person's geographical knowledge to millions of travelers.