KURT AÇILIMI


  Evet evet yanlış anlamadınız. "KÜRT" açılımı değil de "KURT" açılımı desek yanlış olmaz herhalde. Etrafımızdaki kurtlar, gelişen Kürt açılımı çerçevesinde gerek Avrupa Birliği olsun, gerekse Amerika olsun hepsi de Türkiye üzerinde oynanacak olan oyunun bir parçası olmak için uğraş veriyorlar. Sanırsınız ki Türkiye'nin başbakanı Abdullah Öcalan. Gündemi ve açılımın yol haritasını o belirleyecek.
     Türkiye üzerinde oynanan oyunların, hükümet, ordu ve devlet yetkilileri ya farkında değiller ya da Avrupa Birliği'ne girmek için verilen ödünlere bir yenisini daha eklemek üzereler. Birçok alanda Türkiye yok edilmek için, tüketilmek için yeni yeni ve kimsenin farkında olmadığı bir takım gelişmeler oluyor. Örneğin tarım alanında. Tarım alanında Avrupa Birliği, Türkiye'de çiftçilikle geçinen vatandaşlarımıza, 3-4 Milyar tutarında yardım kampanyası başlatmış. Bu yardımı alanlar da nasıl olsa para hazır yerden geliyor diye tarlasını ekmiyor. Amaç çiftçiyi tarlasını ekmekten biçmekten soğutmak. Bir diğer amaç ise Türkiye'yi dışa bağımlı hale getirmek. Tarım alanında kendi kendine yeten sayılı ülkeden biri iken, şimdi ise herşeyi dışarıda almaya başladık. Zaten Çin bu konuda ülkemizdeki birçok üreticinin canına ot tıkadı. Ülkemizde tarım yok olmak üzere. Ve bundan da dediğim gibi ya kisenin haberi yok, yada görmezden geliyoruz. Hükümetin üreticiye sunduğu rayiç fiyatlarının en az düzeye düşmesi de cabası. Karadeniz'de fındık üreticileri kan ağlıyor. Nedeni ise Fiskobirliğin kapatılması. Fındık rekolte fiyatlarının yok denecek safhaya gelmiş olması, üreticinin kendine pazar bulamaması fındık üretimini durma noktasına getirdi. Bu böyleyken fındık tüketiciye düşük fiyatla mı geliyor? hayır. Fındık hala aynı fiyatla tüketiciye sunuluyor. O halde aradaki kazancı götüren kim? Burada sadece çiftçi zarar etmiyor. Devlet de zarar ediyor.
      Aynı şekilde hayvancılık da ölmüş durumda. Eti ve diğer hayvansal gıdaları dışarıdan alıyoruz. Peki kendimiz üretebileceğimiz yerde neden dışarıdan almak zorundayız? Bunlar ve diğerleri hep Avrupa Birliğinin yaptırımında olan şeyler.
     Kürt açılımı. Nedir bu Kürt açılımı. Yaklaşık 30 yıldan beri PKK ile uğraşıyoruz. Hiçbir resmiyeti olmayan, birkaç çapulcuyla neden başedemedik? Bu birkaç çapulcu ellerindeki son model silahları alacak parayı nereden buluyor? Uyuşturucu? Peki uyuşturucu diyelim o uyuşturucuyu nereden buluyor? Artık gözlerimizi açalım. Gireceğiz diye senelerden beri uğraştığımız Avrupa Birliği ülkelerinin hepsinin PKK'nın direncinde parmağı var. Dost diye bildiğimiz, yada öyle görmeye çalıştığımız ülkeler bizim altımızdaki toprağı kazmaya çalışıyorlar.
    AKP, CHP ve MHP şu andaki PKK karşıtı diye bildiğimiz Türkiye'nin en büyük partileri. Bu siyasi partilerin içerisindeki insanların samimiyetin ne olduğu hakkında şüpheler olabilir. Ama Türk Silahlı kuvvetleri doğru ve mantıklı düşünebilecek en son umuttur, en büyük umuttur. Türk insanı bilir ki, siyasi partiler ne karar verirlerse versinler, bu kararları inceleyen ve irdeleyen bir ordumuz var. Ama bu son gelişmeler üzerine yapılan herhangi bir kritik, bir eleştiri yada bir uyarı yok. Burdan anlaşılan ya doğru yoldayız, yada en korktuğumuz olan Türk Silahlı kuvvetlerinin de bu son gelişmelere ses çıkarmayarak görmezden gelmesi.
    Ama ben Türk Silahlı Kuvvetlerimize güveniyorum. Ne gelişme olursa olsun, mutlaka sonunda vereceği karalar Türk insanının, vatanının iyiliği doğrultusunda yapılması gerekenleri uygulayacak olan ve dışarıdan gelecek tehlikelere karşı herzaman uyanık olan bir kurum olarak yoluna devam edecektir.

"DARBEPERVER" ....


    Ferhan Şensoy Eskişehir'de sergilediği bir oyunda askeri darbe ile ilgili söylediği sözler herkesi şaşırttı. Oyunun ilerleyen saatlerinde göndermelerin dozu da arttı. Çünkü Şensoy, “ Darbeyi Özledim '' diye söze başlayarak, geçmişteki Askeri darbelere atıfta bulunup; “Yapılan 3 darbe ottan-boktan sebeplerle yapıldı, asıl darbe yapmak için geçerli sebepler şimdi var, ama darbe yapan yok '' dedi. Salonda büyük bir şaşkınlık yaşayan bazı izleyiciler şakayı çoktan aşan bu oyun gittikçe politik bir arenaya dönüştü.
   Ferhan Şensoy bir sanatçıdır ama sanatçı görüş bildirir. Kendini sosyalist olarak gösteren bir sanat adamının "darbe" lafına bu kadar sempati duyması gerçekten çok ilginç. Zaten seyirci de tepkisini göstermekte geç kalmadı. Bir kısım seyirci bu safsataya dayanamayıp salonu terkettiler. Bu ülke çok çeşitli siyasi parti yönetimleri gördü ve ister gereksin ister gerekmesin 1960'ta ve 1980'de darbe yaşandı. Ve bu darbelerin olumsuz sonuçlarını hep beraber gördük. Kendi ülkendeki ekonominin 10-20 yıl öncesine götürmesinin haricinde, dış devletlerin size bakış açısından itibar kaybetme noktasına geliyorsunuz.
       Bu ülkede sağ sol kavgalarından ne kadar yıprandığını düşünürsek, günümüzde yaşanan siyasi arena o günlerdeki kavgalardan çok uzak konumdadır. Bazı sol kesimlerin kendi deyimleri ile dine dayalı siyasi partilerin yönetimine hoşgörü ile bakmadığı bir gerçek. Ne varki halkın seçimlerin sonucunda iktidara getirdikleri partilerin bu "hoşgörü  duyulmayan" partiler olmuştur. Oy oranı düştüğünü söyledikleri AKP'nin son seçimlerdeki oranı %38 küsür. Uzun zamandan beri Türkiye siyasetinde bu kadar uzun soluklu iktidar parti yönetimi yoktu. %41, %47 ve son olarak %39. Arada oymayan çok büyük bir fark yok.
     Ama önemli olan Türkiye halkının bir partiye bu kadar uzun zaman güvenmesi alışık olmadığımız ama özlem duyduğumuz bir tablo idi. Bu duruma karşı çıkan aşırı sol partiler ve yandaşı durumuna gelen medyanın, AKP'nin iktidara gelmesine ve sürdürmesine engel olamadılar. Dış devletlerin Türkiye'ye bakış açısı değişti. Siyasette kurulan bu dengenin dış devletlerin Türkiye'nin güvenilir bir ülke olarak bakmasına, daha da ileriye gidersek ortadoğuda kurulacak bir barış ortamının tek mimarisi olarak bakılması anlamına geliyor.
     Yapılacak olası bir darbenin Türkiye'yi bir çok yönden geriye götüreceği bir gerçekken, bir sanatçının bu tür kafa karıştıracak, tahrik dolu sözlerine anlam vermek çok zor. Ferhan Şensoy sonucunu düşünmeden yaptığı konuşmalarla ortamı elektriklendirmeye çalışıyor. Şimdilerde Ferhan Bey söylediklerinin arkasında duramıyor. Yaptığı basın açıklamasında Şensoy, haberde konu edilen repliklerin oyununda yer almadığını, söz edildiği gibi bazı seyircilerin de salonu terk etmesinin söz konusu olmadığını vurguluyordu.
Oysa ben Ferhan Şensoy ile ilgili yazıyı ilk olarak Sabah gazetesinin köşe yazarı Engin Ardıç beyin kaleminden okudum. O zaman Sayın Engin Ardıç Bey'de yanlış(!) duymuş olmalı. Öyle ya koskoca Ferhan Bey yalan mı söyleyecek. Olsa olsa koskoca Engin Ardıç yalan söylemiştir. Maalesef bu herzaman böyle olmuştur. Sanatçı kesiminin insanları herzaman bir sav ortaya atar. Tepki gördüğü zaman da ya sanatçı maskesinin arkasına gizlenir, ya da bu tip  şeyleri basın uyduruyordur deyip kenara çekilirler. Engin Ardıç Bey sözlerinde sonuna kadar haklıdır.    

KURTLARLA DANS


     Dünya siyaseti öyle bir hal aldı ki, yüzünüze karşı gülücükler saçan insanlar, arkanızdan kuyunuzu kazmaya başlıyorlar. Global dünya siyasetinde oluşan bu tavşana kaç tazıya tut siyaseti artık bariz bir hal aldı. Tarihte bunlar sahne arkalarında olurdu. Ama artık teknolojinin ilerlemesiyle bütün hareketler gözler önüne seriliveriliyor. Ama tarihteki olayların aksine artık utanacak yüzleri de kalmadı.
    
Aynı Danimarka'nın patronu Rasmussen olayında olduğu gibi. Danimarka'da oluşturulan anti İslami hareketlere karşı parmağını dahi kıpırdatmadan görmezden gelişi, artı PKK'nın radyo yayınlarının ülkelerinde yapılması ve buna karşın Türkiye'nin tüm uyarılarına rağmen bu yayını engellemek şöyle dursun daha cesaretlendirmesi Danimarka'nın Türkiye'nin toprak bütünlüğünü tehdit eden unsurlara hız vermeye çalıştığını gösteriyor. Medeni geçinen Avrupa ülkeleri, bir Nato ülkesi olan Türkiye'nin toprak bütünlüğünü tehdit eden terör örgütünü el altından desteklemeye çalışması, Avrupa devletlerinin Türkiye hakkındaki düşüncelerinin geçmişteki ile hala aynı olduğunu gösteriyor.
      Türkiye'nin dış siyasette her zaman tedbiri elden bırakmaması gerekir. Geçmişten beri Türkiye'nin bulunduğu coğrafik konumu itibari ile bir çok ülkenin elde etmek istediği stratejik bir yere sahip olması her zaman ihtiyatlı olmasını gerektirir. Amerika Başkanı Obama'nın ilk ziyaretini Türkiye'ye yapması iyi bir hareket gibi gözükse de, Obama'nın istekleri arasındaki Ermenistan sınırını açmamızı istemesi, ziyaretinin altında yatan gizli nedenleri ortaya çıkarmaktadır. Burada ilk hareketin sadece Türkiye'den beklenmesi şaşırtıcıdır. Ermenistan'ın bağımsızlığını kabul edilip, K.K.T.C'ni görmezden gelmeleri Türkiye'ye ikili davrandıklarını gösteriyor. Kaldı ki işgalci Ermenistan'ın Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü tehdit eden unsurlar varken sınırı açmamızı beklemeleri tamamen yersizdir. Öncelikle Ermenistan ile konuşulup bu işgalci tutumunu ortadan kaldırılması gerekirken bu durumu yokmuş gibi sayıp, bütün şartların elverişli gibi gösterip herşeyi güllük gülistanlıkmış gibi gösterip ilk hareketi bizden beklemeleri herkesin kafasında oluşan Haçlı düşüncesinin bir devamı olduğu savını güçlendiriyor.
        Danimarka olayında da durum aynı. Mukaddes değerlerimize saldırıda bulunup sonra da hiçbirşey yokmuş gibi bizden destek beklemeleri gerçekten çok şaşırtıcı. Üstelik saygınlıklarını bir kenara bırakıp verdiği sözlerini tutmamaları da beklenen bir durum diye düşünüyorum. Başbakanımız Sayın Tayyip Erdoğan gereken tepkiyi göstererek Türkiye'nin konumunu belirlemiştir.
    Bizim bu konumda dostlarımızı ve düşmanlarımızı çok iyi irdelememiz gerekiyor. Düşmanlarımız belli, aksine dost olduğumuz ülkelerin sayısı çok az. En azından aldığımız kararlarla dost olduğumuz ülkeleri kaybetmemiz gerekiyor. Geçmişten beri müşkül durumdaki ülkelere yardım eli uzattığımız bellidir. Bu ülkelerde genellikle İslam ülkeleridir. Çünkü güçlü olan ülkelerin çoğu Hıristiyan ülkeler olduğundan, bu ülkeler zayıf konumdaki İslam devletlerini ortadan kaldırarak hem haçlı seferlerinin intikamı alınıyor, hem de geçinmek konusunda zayıf ama yeraltı madenleri yönünden zengin olan devletleri hedef alıyorlar. Böylece İslam devletlerinin elindeki güçleri azaltma politikası güdüyorlar.  

BİR BELEDİYE BAŞKANINA YAPILAN AYIP


      Antalya'da geçen gün Belediye Başkanlığı için devir teslim töreni vardı. Televizyonda izlerken gerçekten çok üzüldüm. Eski Belediye Başkanı Menderes Türel, yeni Belediye Başkanı Mustafa Akaydın'a görevini teslim etti. İkisi birbiri ile gayet medeni bir şekilde görüşerek devir teslimi oldu. Buraya kadar herşey normaldi. Sıra eski Belediye Başkanı Menderes Türel'i uğurlamaya geldi. Dışarıya çıkıp arabasına binerken bir müzik eşliğinde uğurladılar. Çalan müzik gerçekten çok ilginç ve bir o kadar da üzücüydü. "Yuh yuh çalanlara, yuh yuh soyanlara"
      Şimdi bu Belediye Başkanlıkları o şehir için bir yarış şeklindedir. O yarışı kaybedersiniz de kazanırsınız da. Önceki Belediye Başkanı o şehre ne yapmışsa yapmıştır. Hiç bir şey yapmamış ta olsa o şehri beş seneliğine temsil etmiştir. Herkes ona başkanım demiştir. Mutlaka demiştir. Demek ki hepsi sadece bir sahtekarlıktan ibaretmiş. Kaldı ki AKP!li Belediye Başkanı için Antalya'ya hiçbir şey yapmadı demek müsade ederseniz nankörlüktür. Antalya iline yapılan hizmetleri göze alındığında belki de tarihinde görmediği hizmetleri Menderes Türel ile görmüştür. Hadi bırakın diyelim hiç birşey yapmasın. Yani insan eski Belediye Başkanı olduğundan dolayı biraz saygı gösterir. Bu CHP'nin ayıbı olarak hafızalara kazınacaktır. Her zaman heryerde medeni olmakla övünen, kendilerini laik ve demokratik olarak lanse eden bir partinin bu yaptıkları ne laiklikle, ne de demokratiklikle bağdaştırılabilir.
     Herşeyden önce insan olmak gerekir. İnsan en üst mevkiilere de gelebilir ama insan olmadıktan sonra o mevkiinin ne önemi kalır.

YENİ DÖNEM HAYIRLI OLSUN


    

     Seçimler bitti ve halk oylarını sağduyusuna göre kullandı. Sandıktan hangi parti çıkarsa çıksın önemli değil, önemli olan seçilen adayın ya da partinin o yöreye faydası olup olmayacağıdır. İnşallah herkes için en hayırlısı olur. Herkes elindeki kozlarını seçim öncesine kadar kullandı. Ama son söz seçmenindi. Bütün durumları değerlendirip oyunu kullandı.
       Türkiye geneline baktığımızda CHP'nin oy dağılımında büyük bir değişiklik olmadığı, AKP'de ise 2004 seçimlerine göre az da olsa bir düşüklüğün olduğunu, diğer taraftan MHP ve DTP'de büyük bir artış gözlendiği görüldü. Burada AKP'deki düşen oy oranı ile diğer DP, SP ve diğer partilerdeki oyların DTP ve MHP'ye kaydığı görülüyor. Diğer taraftan önceki seçimlerde yani 2004'te DTP'nin  kurulmamış olmamasından dolayı bu seçimlerde pay alması oylardaki dağılımı etkilemiş gözüküyor.
      AKP'nin 2004 seçimlerine göre baktığımızda 12 büyükşehir yerine 10 büyükşehiri alması, 46 il belediyesinden 35'e düşmesi ve 483 ilçeden 448'e düşmesi başarısızlık gibi gözükse de bu diğer partiler açısından da endişe verici durum olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle CHP'nin oy oranındaki artışın az olması hala halkın CHP'ye karşı tedirgin bakması anlamına geliyor. MHP ve DTP olarak ta artı yönde bir değişim görünüyor ki bu değişimi DTP'nin meclisde yeralmaya başladığı için resmi olarak aday gösterebilmesine bağlanabilir. Burada asıl başarı MHP'nindir. MHP oy oranını önemli ölçüde arttırmıştır. Belkide önceki senelerdeki oy oranına yaklaştığını gösteriyor. Yani bir anlamda kendi oy tabanına ulaşmış bulunuyor.
   İller bazında bakıldığında DTP'nin üstün bulunduğu Diyarbakır için AKP büyük uğraş verse de bunda başarılı olamadı. DSP'nin üstün olduğu Eskişehir'de de keza aynı başarısızlığa uğradı. Adana ve Antalya büyükşehirlerini elinden kaçırdı. Buralarda adayları değiştirmesi eksi yönde bir gelişme gibi gözükse de aynı durum Bursa'da olmadı. Aday değiştirildi ama oylar yine AKP'de kaldı. İstanbul ve Ankara gibi metropollerde AKP üstünlüğünü herşeye rağmen korumasını bildi. İzmir ise aynı çizgisinde devam ediyor.
   Yerel seçimlerde her ne kadar parti gözü ile bakılsa da aday yönünden de etkili oluyor. Adayın ne kadar tanınmış olduğu, ya da hemşeri olması, veya ne kadar vizyonunun olduğu seçmenin dikkatini çeken unsurlardan. Ama sonuçlara bakıldığında bi başka ilginç gelişme ise belediye il meclislerindeki parti dağılımı. AKP'nin belediyeliği alamadığı illerde bile il meclislikleri AKP'nin üstünlüğü ile sonuçlanmış. Seçmen burada belediye başkanlığını A,B veya C Partisine vermiş olsa bile denetim işini AKP'ye vermiş gibi görünüyor.
      Çıkan sonuçlara göre iktidarda olan AKP'nin en son genel seçimlerde almış olduğu %47'lik oy oranı %39'lara gerilediği için muhalif partiler erken seçim için ellerinden geleni yapacaklardır. Bir seçimin ne kadara malolduğu gözönüne alındığında, Türkiye'nin bir seçimi daha kaldırması çok zordur. Üstelik yukarıda da bahsettiğim gibi yerel seçimlerde parti kadar adayın da önemli rol oynadığı bir seçimde bu seçimin sonucunu tamamen parti bazında değerlendirmek çok da acımasızlık olur. Bütün iş doğru adayı seçebilmektedir. Bence iktidardaki partinin bir sonraki genel seçime kadar beklemek ülke yararına olacaktır.   
Seçim sonuçları ne olursa olsun mahallemize, ilçemize, ilimize, büyükşehirlerimize ve de en önemlisi ülkemize hayırlı uğurlu olsun.
   

<<Önceki Sayfa |1/ 8|






Image Hosted by ImageShack.us

SON DAKİKA SPOR


Sitene EkLE
Duyuru Panosu
ERMENİLERDEN ÖZÜR DİLEYENLERİ KINIYORUM
--------------
VATAN BÖLÜNMEZ
ŞEHİTLER ÖLMEZ
--------------
PEYGAMBERİMİZİN KUTLU DOĞUM HAFTASI TÜM İSLAM ALEMİNE MÜBAREK OLSUN
Adınızı Didikleyelim:


TÜRK MİLLETİ SİZİNLE/GSEYHUN/
outils webmaster
counter
Google

This Traveler IQ has been calculated by the Web's Original Travel Blog, TravelPod.com from comparing this person's geographical knowledge to millions of travelers.